Voleybol özeline indirgemeden önce taraftarlık ve holiganizm kavramlarını illaki duyduk ancak ne anlama geldiklerini biliyor muyuz? Aslında sportif etkinlikler sayesinde toplum geneline daha fazla yayılmış olan bu kavramlar toplumun neredeyse tüm sosyal oluşumlarının bir parçası durumundadır. Taraftarlık sıklıkla bir spor kulübünü desteklemek olarak betimlense de bazen bir siyasi partiyi, bazen bir müzik grubunu, bazen bir markayı desteklemek anlamlarına da gelebilir. Bu yapı kişinin toplum içerisinde “biz” duygusuyla hareket etmesini sağlayan güçlü bir kimlik unsuru (aidiyet) olarak karşımıza çıkar. Aidiyet hissi ile bulunulan sosyal yapıya karşı eleştirel düşüncenin uzaklaşması holiganizm yolunu açan önemli bir unsurdur.

Holiganizm, bireyin kendini ait hissettiği sosyal yapı (‘biz’) ile çelişen herhangi bir düşünce, tutum veya gruba karşı saldırgan davranışlar sergilemesi ve karşıt yapıları sistematik biçimde düşmanlaştıran yıkıcı bir aidiyet biçimidir. Taraftarlık ile holiganizm arasındaki sınır, çoğu zaman destekleme biçiminin içeriğinde ve dilinde belirginleşir.

Taraftarlık ve holiganizm denildiğinde akla ilk olarak futbol gelse de, bu olguların diğer branşlarda hiç görülmediğini söylemek maalesef mümkün değildir. Özellikle son yıllarda yükselen popülaritesiyle birlikte, voleybol tribünlerinde de taraftarlık kültürünün farklı biçimlerde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.

Voleybolun uzun yıllar boyunca sakin, temiz ve nahif bir tribün kültürüyle anılmasının önemli nedenlerinden biri, bu branşın toplumda büyük ölçüde “kadın sporu” olarak kodlanmış olmasıydı. Bu algı, bir yandan voleybolu daha kapsayıcı ve çatışmadan uzak bir alan gibi gösterirken, diğer yandan tribünde üretilen davranışların da yeterince sorgulanmamasına yol açabilmektedir. Ancak bu tanım, sporu koruyan bir zemin olmaktan çok, zamanla tribünde sergilenen bazı davranışları görünmez kılan ve hatta meşrulaştıran çelişkili bir çerçeveye dönüşebilmektedir. Kadın sporcuların performansları üzerinden değil, doğrudan cinsiyetleri üzerinden hedef alınması; sahadaki rekabetin yerini tribünde kurulan eril bir üstünlük diline bırakmasına neden oluyor.

Bu yazının başlığı da tam olarak bu çelişkinin görünür hâle geldiği bir karşılaşmadan sonra aklıma geldi. Geçtiğimiz günlerde izlediğim bir voleybol maçında tribünde karşılaştığım manzara, holiganizmin yalnızca futbolla sınırlı bir olgu olmadığını; uygun koşullar oluştuğunda toplumun her kesiminde ve her alanda benzer biçimlerde yeniden üretilebildiğini açıkça gösteriyordu. Eril bir dil aracılığıyla hâlâ “kadın sporu” olarak etiketlenen bir branşta, rakip takımda yer alan kadın sporcuların yuhalanması; tribündeki bazı erkek seyircilerin üstlerini çıkararak müsabakayla doğrudan ilişkisi olmayan marşlar söylemesi ve tezahüratların büyük ölçüde futbol tribün kültüründen taşınmış olması, sahadaki oyun ile tribünde kurulan atmosfer arasındaki kopukluğu fazlasıyla görünür kılıyordu. Buna eşlik eden cinsiyetçi küfürler ve aşağılayıcı söylemler ise tribündeki tepkinin yalnızca rakibe yönelik olmadığını; sporu, sporcuları ve özellikle kadınları hedef alan daha geniş bir dilin devreye girdiğini düşündürüyordu.

Voleybol özelinde bu tabloyu tartışmak mümkün olsa da, eleştirinin yalnızca “kadın sporu” olarak kodlanan voleybolla sınırlı olmadığı açıktır. Bu noktada sürecin önemli bir başka boyutu, bazı kulüplerin tribünde üretilen bu sert dilden rahatsızlık duymak yerine, onu “rakip üzerinde baskı kurmanın bir aracı” olarak değerlendirmesidir. Görmezden gelinen her davranış, zamanla normalleşiyor; normalleşen her dil ise tribün kültürünün doğal bir parçası hâline gelmektedir. Bu durum, cinsiyetçi küfürlerin ve holigan tavırların yalnızca bireysel tepkiler değil, kurumsal sessizlikle beslenen yapısal sorunlar olduğunu ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla mesele, yalnızca voleybol tribünlerinde yaşananlarla sınırlı değildir. Futbolda, basketbolda ya da diğer branşlarda da benzer bir dilin tekrar tekrar karşımıza çıkması, eleştirinin belirli bir spor dalına değil; sporu çevreleyen kültüre yönelmesi gerektiğini göstermektedir. Cinsiyetçi küfürler ve holiganizm, branş değişse de aynı reflekslerle yeniden üretilmekte ve bu durum, tribünlerdeki sorunların oyundan çok daha geniş bir toplumsal zemine oturduğunu ortaya koymaktadır. Tribünde kurulan dil değişmediği sürece, hangi branşın oynandığının çok da bir önemi kalmamaktadır.

Çünkü holiganizm, sahayı-grubu-takımı-partiyi değil, dili ve davranışı sahiplenmektedir.

5 YORUMLAR

Yoruma kapalı.